İran, tarihsel süreç içinde toplumsal protestoların şekillendirdiği bir ülke oldu. 19. yüzyıldan bu yana birçok protesto dalgası, siyasi arenayı etkilemiş durumda. En son 28 Aralık 2025’te başlayan protestolar, ekonomik zorluklar ve yükselen döviz kurları ile ivme kazandı. Tahran’daki ticaret merkezlerinin kapanması, İran ekonomisinin kırılganlığını bir kez daha gözler önüne serdi.
ABD’nin uyguladığı 'maksimum baskı' politikası ve 12 günlük İsrail savaşı, bu süreci daha da derinleştirirken, İran’daki protestolar yeni bir gerilim başlığı haline geldi. Washington-Tahran hattındaki ilk sürtüşme, Donald Trump'ın İran hükümetini tehdit etmesiyle başlamışken, gerilimin tırmanması, iki taraf arasında karşılıklı açıklamaları da beraberinde getirdi.
'Trump’ın Açıklamaları ve Tansiyonu Artan İlişkiler' - Protestoların dozajı artarken, Trump sürekli olarak İran’a yönelik tehdit savurdu. Özellikle protestoların yayılmasıyla birlikte, İran lideri Hamaney, Trump'ı kışkırtmakla suçladı ve iki ülke arasındaki gerilim daha da tırmandı.
Orta Doğu Araştırmacısı Levent Kemal, mevcut durumu değerlendirerek, geniş çaplı bir savaşın olasılığının düşük olduğunu belirtti. Ancak Trump’ın, müzakereleri yüksek sesle açma çabasının dikkat çekici olduğunu ifade ederek, İran ile müzakerelerde ciddi değişimler olmadan bir askeri saldırının mümkün olabileceğini vurguladı.
'Olası Bir Saldırı Tüm Senaryoları Değiştirebilir' - Uzmanlardan Mehmet Alaca da, bölgede yaşanan gerginliklerin maliyetinin yönetilemez seviyelere çıkabileceğine dikkat çekti. Eğer bir saldırı olursa, İran'da muhalif hareketlerin daha da yaygınlaşması bekleniyor. Bu süreçte, 12 günlük savaşın yaraları henüz sarılmamışken, yeni bir çatışmanın patlak vermesi, şiddetli sonuçlar doğurabilir.
İstanbul Aydın Üniversitesi'nden Dr. Hazar Vural, olası bir saldırının hem İran'da hem de dünya ekonomisinde derin etkiler yaratabileceğine dikkat çekti. ABD’nin İran’a yönelik sert yaptırımları ve İsrail’in saldırgan tutumu, bölgedeki gerginlikleri arttırmakta. Umman'daki görüşmeler ise Tahran açısından nükleer müzakerelere bir dönüş olarak değerlendirilmekte.
Sonuç olarak, bölgedeki güç dinamikleri ve siyasi karar alma süreçleri, olası bir askeri müdahaleyi her an tetikleyebilir. Tüm gözler, Washington-Dubai eksenindeki gelişmelere çevrilmiş durumda.