ABD ve İsrail, Çin'in Orta Doğu'daki önemli müttefiki olan İran'a karşı yürüttükleri operasyonları sürdürürken, Pekin'in bu durum karşısındaki tepkisi ilgiyle takip ediliyor. Çince Dışişleri Bakanı Vang Yi, ABD ve İsrail'in İran'a karşı gerçekleştirdiği saldırıları "kabul edilemez" olarak nitelendirerek, bir ülkenin liderine yönelik suikasti ve rejim değişikliğini çağrıştıran eylemleri kesin bir dille kınadı.
Analistler, bu kriz sürecinin Çin açısından ciddi riskler barındırdığını, örneğin Hürmüz Boğazı'nın kapanma olasılığı gibi enerji tasarrufu üzerinde etkileri olabileceğini belirtmektedir. Ayrıca, Amerikan etkisinin, Çin’in uluslararası alandaki stratejisini nasıl şekillendireceğini de sorgulatmaktadır.
Vang Yi, İran Dışişleri Bakanı Abbas Arakçi ile yaptığı görüşmede, Çin'in İran'ın ulusal güvenliğini, egemenliğini ve toprak bütünlüğünü desteklediğini dile getirmiştir. Ancak, bu desteklerin somut anlamda ne derece etkili olabileceği tartışma konusudur.
Çin'in İran’a sunabileceği destekler sınırlıyken, ABD ve İsrail’in işbirliğiyle hayata geçirilmesi beklenen askeri operasyonlar devam etmektedir. Uzmanlara göre, Pekin, bu süreçte kendisini uluslararası düzenin savunucusu olarak konumlandırmayı ve uzun süreli bir çatışma senaryosundan kaçınmayı hedeflemektedir.
Bir diğer dikkat çeken husus, Çin'in benzer stratejileri uygulayarak Venezuela'ya sınırlı destek vermesi ve ABD'nin olası askeri müdahalesi karşısında nasıl bir tutum sergileyeceğidir. Çin’in bu konudaki tutumunun, ABD’nin jeopolitik hedeflerini zayıflatma potansiyeli taşıdığı değerlendirilmektedir.
Uzmanlar, ABD'nin askeri kaynaklarını Asya’dan kaydırmasının, İran'daki savaşın süregeldiği müddetçe kalıcı bir durum haline gelebileceğini öne sürmektedirler. Ayrıca, savaşın İran, ABD ve İsrail üzerinde yaratacağı etkilerin gözlemleneceği öngörülüyor. Çin, İran krizinin gelişimini dikkatle izleyerek, bu süreçte çıkarlarını korumaya çalışacaktır.