Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan başkanlığında yapılan Milli Güvenlik Kurulu toplantısında, Türkiye’nin güvenliğine yönelik güçlü vurgular yapıldı. Terörizme karşı kararlılık, bölgesel istikrar ve uluslararası iş birliği ile barışın sağlanmasına yönelik sürdürülen çabalar ifade edildi.
AYDIN HASAN / Ankara - Dün, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın başkanlığında gerçekleştirilen Milli Güvenlik Kurulu'nun (MGK) olağan toplantısında Türkiye'nin güvenlik politikaları üzerine önemli açıklamalarda bulunuldu. Toplantıda, PKK/KCK, FETÖ ve DEAŞ gibi terör örgütlerine karşı yürütülen mücadele ve ulusal birlik hedefleri konusunda bilgi sunuldu.
Süreç Sabote Edilemeyecek
- Toplantıda, yurt içi ve yurt dışındaki terör tehditlerine karşı kararlı bir duruş sergilendi. Türkiye’nin terörsüz bir ülke ve bölge oluşturma hedefine ulaşmak için yürütülen çalışmalar gündeme alındı. Ayrıca, çevredeki çatışmaların bu süreci engellemesine izin verilmeyeceği vurgulandı.
- İsrail ve ABD ile İran arasındaki gerginliklerin küresel ekonomik dengeyi olumsuz etkilediği belirtilerek, bu savaşın sona erdirilmesine yönelik takip edilen adımlardan memnuniyet duyulduğu ifade edildi. Ayrıca, ülke güvenliğine ilişkin tüm tedbirlerin titizlikle uygulanacağı hatırlatıldı.
- Bölgedeki savaşın Irak’taki etkileri de tartışılırken, Irak halkının huzurlu bir yaşam sürmesi için istikrarın önemine dikkat çekildi.
- Suriye'deki barış sürecine dair gelişmeler ele alındı; ülkenin toprak bütünlüğü ve egemenliğine destek verileceği belirtildi.
- Rusya-Ukrayna Savaşı’nın gelişmeleri üzerinde durulurken, saldırıların Karadeniz’e sıçrayarak enerji güvenliğini tehdit etmesine izin verilmeyeceği bildirildi.
İstikrar Adası Olma Vurgusu
- Ülkemizin, uluslararası düzeyde barışın tesisine yönelik samimi çabalarını sürdürdüğü ifade edilerek, anlaşmazlıkların diplomasi yoluyla çözülmesine vurgu yapıldı; Türkiye’nin bir istikrar adası kimliğiyle hareket edeceği belirtildi.
Lübnan’a Destek Mesajı
- İsrail Yönetimi’nin Gazze’deki barış sürecine zarar veren eylemlerine karşı duruş sergilendi. Mescid-i Aksa ve Harem-i Şerif'in tarihî kimliğine zarar veren faaliyetlerin durdurulması için uluslararası toplumun harekete geçmesi istendi. Lübnan’ın egemenliğine destek verildiği bir kez daha vurgulandı.