Site Rengi

DOLAR 6,2299
EURO 6,8690
ALTIN 317,7
BIST 105.994
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 12°C
Çok Bulutlu

Tokat’ın Zile İlçesine Bağlı Kuruçay Köyü’ne Yönelik Mermer Ocağı Tehdidi TBMM Gündeminde

necdet saraç
AHA.Erdoğan ve AKP’liler ne söylerlerse söylesinler, 9 yıldır “Suriye politikanız yanlış, yapmayın, etmeyin bu politikalarınız sonuçsuz kalmaya mahkum, terörü de, göçü de, barışı da Suriye yönetimi başta olmak üzere İran’la, Irak’la, Mısır’la oturun konuşun” diyenler bir kez daha haklı çıktılar. Olan bizim askerimize, yoksul ailelerin çocuklarına oluyor… Hiçbir şeyin inandırıcılığı kalmadı! Hamaset gerçekmiş gibi sunulduğu gibi, yalanlar da gerçekmiş gibi sunuluyor… Soçi ve Ankara mutabakatlarında “Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine “evet” dedikten sonra İdlib’e “Türkiye toprağı” uygulaması yapmak gibi… Hulis Akar “iki kere haber verdik” derken, Rusların buna tepki bile vermemesi gibi… Türkiye, “fırtına obüslerimizin göklerden ölüm yağdırdı, F-16’larımız göz açtırmadı” derken, Ruslar, “sınırı geçen Türk savaş uçağı bulunmadığını duyurması” gibi… Birgün savaş ilan eder gibi “rejim güçleri hedefimizde” deyip, ertesi gün “diplomasi kanallarının açık olduğunu” söylemek gibi… Sabah yalnızca Suriye değil, Ukrayna üzerinden de Rusya’ya atar yapıp, akla Akkuyu Nükleer Santrali, Türk Akım Projesi, S-400, doğal gaz ve Rus turistler” gibi önemli konular gelince, daha gün bitmeden o akşam “Bizim Rusya ile şu aşamada bir çatışma ya da bir ciddi çelişki içerisine girmemize gerek yok” diyerek Putin’le görüşmenin ne kadar önemli olduğunu anlatmak gibi… Bunca yaşanandan sonra artık gerçekleri kabul etme zamanıdır! Olmayanı “olmuş”, yalanı “gerçek” gibi sunmaktan vazgeçilmediği taktirde, yalnızca İdlib’de değil, bölgede daha fazla kan ve gözyaşı döküleceği çok açık… Erdoğan’ın “rejim” diye ifade ettiği Esad yönetimi, onca yıkıma rağmen bu sürecin kazanını olmuştur. İdlib de HTŞ’den temizlenmesi bu ‘zafer’in simgesi olacaktır. Suriye’nin İdlib ısrarında bu gerçek yatıyor. Rusya’nın “asıl patron” olması ise bu gerçeği değiştirmez! Putin’le görüştükten sonra Erdoğan’ın Suriye ordusunun Şubat sonuna kadar gözlem noktası sınırlarına çekileceğini açıklaması “dilekten” öte bir anlam ifade etmemektedir. Siyasal İslamcı terör gruplarının İdlib’de tutunma şansları kalmamıştır. İdlib “düştükten” sonra Suriye’nin süreç içinde Rusya desteğinde diğer bölgeleri de “geri alacağı” bilinen bir gerçekliktir… Türkiye hesabını buna göre yapması gerekir! Hesap bu gerçeğe göre yapılmazsa son günlerde hem Rus basınında, hem de Avrupa basınında yapılan bazı haberlerde görüleceği gibi “Türkiye’nin El Kaide ve IŞİD bağlantı” iddiaları belli ki yeniden ortalığa dökülecektir. Erdoğan ve AKP politikaları bölgede kaybetmiştir. Türkiye’nin elinde kala kala bir tek “Avrupa’ya kitlesel göç kozu” kalmıştır! O kozun da işin doğrusu Almanya dışında başka ciddi bir alıcısı bulunmamaktadır. Kaldı ki İdlib’le ilgili olarak sürekli dile getirilen ve 3-4 milyonla ölçülen rakamların çok abartılı olduğu da ısrarla söylenmektedir. (Bu konuda bölgeyi çok iyi bilen ve 9 yıldır öngörüleri doğru çıkan Ömer Ödemiş’in “İdlib yalanları” başlıklı makalesini okumakta yarar var.) 9 yıllık deney defalarca gösterdi ki, savaş isteği, acıyı, gözyaşını, ölümü ve göçü beraberinde getirdi. Doğru sorunun “Suriyelilerin burada ne işi var” sorusu değil, “Türkiye’nin Suriye’de ne işi var” sorusu olduğu ortaya çıktı! Yalnızca bu nedenle bile, barış isteyenlerin birkaç adım öne çıkması, savaşa ve yalanlara meydan okumasının tam da zamanı… Hep yazdık, yazmaya devam etmeli: Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasal birliğini savunan Türkiye bölgede “siyasi olarak yenildiğini” görmeli ve yeni maceralar aramak yerine Suriye’nin “meşru rejimi” ile anlaşarak, Suriye toprağı olan İdlib’den çekilmeli ve Suriye ile birlikte, AB’nin ve BM’nin de katılacağı “Göç, Terör ve Barış Konferansı” toplamalıdır!
10.09.2019
289
A+
A-

AHA.Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Kuruçay Köyü’nde kurulması planlanan mermer ocağı HDP İstanbul Mv. Ali Kenanoğlu tarafından meclis gündemine taşındı. 

Projeye ilişkin ÇED raporunda usülsüzlük yapıldığı yönündeki iddialara dikkat çeken Kenanoğlu, “ÇED gerekli değildir” kararını çıkarabilmek amacıyla 100 hektarlık proje alanının 15 hektar olarak kayda geçtiği, bir diğer deyişle proje sınırları içerisindeki 85 hektarlık alanın değerlendirme dışı tutulduğu iddiası ileri sürülmektedir.” diyerek Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’a bu iddiaların doğru olup olmadığını ve doğruysa böylesi bir usülsüzlüğün altına imza atan kişi ve/veya kurumlar hakkında bakanlık tarafından herhangi bir işlem başlatılıp başlatılmadığını sordu. 

Projenin, hayata geçmesi durumunda köy yaşamı üzerinde geri dönüşü mümkün olmayacak olumsuz etkileri olacağını savunan Kenanoğlu, köylülerin geçimlik ihtiyaçlarını karşılamak üzere yürüttükleri hayvancılık ve tarımcılık faaliyetlerinin son bulacağına işaret etti.


TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ BAŞKANLIĞI’NA

Aşağıda belirtilen soruların Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat KURUM tarafından anayasanın 98. ve TBMM İçtüzüğü ’nün 96. ve 99.maddeleri uyarınca yazılı olarak cevaplandırılmasını arz ederim.

Ali KENANOĞLU

İstanbul Milletvekili

Tokat’ın Zile ilçesine bağlı Kuruçay Köyü sınırları içerisinde 100 hektarlık bir alan içerisinde mermer ocağı kurulması yönünde adımlar atılmaktadır. Ancak bu mermer ocağı projesi için kapsamlı değerlendirmeler yapılmadan alelacele bir şekilde – ÇED alanı 15 hektar olarak gösterilerek – “ ÇED gerekli değildir” yönünde bir karar alınmıştır.

Öte yandan, mermer ocağının – Kuruçay köylülerinin tepkilerine rağmen – Kuruçay Köyü’nün yayla alanlarını ve su kaynaklarını kapsayan bir havzada kurulması planlanmaktadır. Köy sakinlerine göre mermer ocağının faaliyete geçmesi halinde köydeki yaşam son bulacaktır. Zira ocağın faaliyete geçmesiyle birlikte ortaya çıkacak atıklar yapay atık dağları halinde biriktirilecek ve yağmur sularıyla birlikte daha sonra kolayca su kaynaklarına eklenerek kirliliğe yol açacaktır. Yine, mermer ocağının su kaynaklarına ev sahipliği yapan alanda olmasından ötürü süreç ilerledikçe dere yataklarını kapatıp kurutacak; son olarak da mermer ocağı faaliyetleri sırasında çıkacak tozlar rüzgarın etkisiyle mera alanları üzerine taşınacak ve mera alanlarını kullanılamaz hale getirerek köyde yürütülen hayvancılık faaliyetlerinin son bulmasına yol açacaktır.

Tüm bunlar düşünüldüğünde;

  • “ÇED gerekli değildir” kararını çıkarabilmek amacıyla 100 hektarlık proje alanının 15 hektar olarak kayda geçtiği, bir diğer deyişle proje sınırları içerisindeki 85 hektarlık alanın değerlendirme dışı tutulduğu iddiası ileri sürülmektedir.
    • Bu iddia doğru mudur?
    • Doğruysa bu usulsüzlüğün altına imza atan kişiler ve/veya kurumlar hakkında bakanlığınızca bir işlem başlatılmış mıdır? Süreç ne aşamadadır?
  • Köy sakinlerinin tepkilerine, başvurularına ve köydeki geçimlik faaliyetleri sonlandıracak olmasına rağmen projenin hayata geçirilmesi yönünde adımların atılmasının gerekçesi nedir?
Paylaşın:
REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

× Whatsapp İhbar Hattı