Site Rengi

DOLAR 6,1690
EURO 6,7490
ALTIN 326,9
BIST 112.901
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
İstanbul 18°C
Yağışlı

Edebiyat bir damıtma sanatıdır!

necdet saraç
AHA.Erdoğan ve AKP’liler ne söylerlerse söylesinler, 9 yıldır “Suriye politikanız yanlış, yapmayın, etmeyin bu politikalarınız sonuçsuz kalmaya mahkum, terörü de, göçü de, barışı da Suriye yönetimi başta olmak üzere İran’la, Irak’la, Mısır’la oturun konuşun” diyenler bir kez daha haklı çıktılar. Olan bizim askerimize, yoksul ailelerin çocuklarına oluyor… Hiçbir şeyin inandırıcılığı kalmadı! Hamaset gerçekmiş gibi sunulduğu gibi, yalanlar da gerçekmiş gibi sunuluyor… Soçi ve Ankara mutabakatlarında “Suriye’nin toprak bütünlüğüne ve siyasi birliğine “evet” dedikten sonra İdlib’e “Türkiye toprağı” uygulaması yapmak gibi… Hulis Akar “iki kere haber verdik” derken, Rusların buna tepki bile vermemesi gibi… Türkiye, “fırtına obüslerimizin göklerden ölüm yağdırdı, F-16’larımız göz açtırmadı” derken, Ruslar, “sınırı geçen Türk savaş uçağı bulunmadığını duyurması” gibi… Birgün savaş ilan eder gibi “rejim güçleri hedefimizde” deyip, ertesi gün “diplomasi kanallarının açık olduğunu” söylemek gibi… Sabah yalnızca Suriye değil, Ukrayna üzerinden de Rusya’ya atar yapıp, akla Akkuyu Nükleer Santrali, Türk Akım Projesi, S-400, doğal gaz ve Rus turistler” gibi önemli konular gelince, daha gün bitmeden o akşam “Bizim Rusya ile şu aşamada bir çatışma ya da bir ciddi çelişki içerisine girmemize gerek yok” diyerek Putin’le görüşmenin ne kadar önemli olduğunu anlatmak gibi… Bunca yaşanandan sonra artık gerçekleri kabul etme zamanıdır! Olmayanı “olmuş”, yalanı “gerçek” gibi sunmaktan vazgeçilmediği taktirde, yalnızca İdlib’de değil, bölgede daha fazla kan ve gözyaşı döküleceği çok açık… Erdoğan’ın “rejim” diye ifade ettiği Esad yönetimi, onca yıkıma rağmen bu sürecin kazanını olmuştur. İdlib de HTŞ’den temizlenmesi bu ‘zafer’in simgesi olacaktır. Suriye’nin İdlib ısrarında bu gerçek yatıyor. Rusya’nın “asıl patron” olması ise bu gerçeği değiştirmez! Putin’le görüştükten sonra Erdoğan’ın Suriye ordusunun Şubat sonuna kadar gözlem noktası sınırlarına çekileceğini açıklaması “dilekten” öte bir anlam ifade etmemektedir. Siyasal İslamcı terör gruplarının İdlib’de tutunma şansları kalmamıştır. İdlib “düştükten” sonra Suriye’nin süreç içinde Rusya desteğinde diğer bölgeleri de “geri alacağı” bilinen bir gerçekliktir… Türkiye hesabını buna göre yapması gerekir! Hesap bu gerçeğe göre yapılmazsa son günlerde hem Rus basınında, hem de Avrupa basınında yapılan bazı haberlerde görüleceği gibi “Türkiye’nin El Kaide ve IŞİD bağlantı” iddiaları belli ki yeniden ortalığa dökülecektir. Erdoğan ve AKP politikaları bölgede kaybetmiştir. Türkiye’nin elinde kala kala bir tek “Avrupa’ya kitlesel göç kozu” kalmıştır! O kozun da işin doğrusu Almanya dışında başka ciddi bir alıcısı bulunmamaktadır. Kaldı ki İdlib’le ilgili olarak sürekli dile getirilen ve 3-4 milyonla ölçülen rakamların çok abartılı olduğu da ısrarla söylenmektedir. (Bu konuda bölgeyi çok iyi bilen ve 9 yıldır öngörüleri doğru çıkan Ömer Ödemiş’in “İdlib yalanları” başlıklı makalesini okumakta yarar var.) 9 yıllık deney defalarca gösterdi ki, savaş isteği, acıyı, gözyaşını, ölümü ve göçü beraberinde getirdi. Doğru sorunun “Suriyelilerin burada ne işi var” sorusu değil, “Türkiye’nin Suriye’de ne işi var” sorusu olduğu ortaya çıktı! Yalnızca bu nedenle bile, barış isteyenlerin birkaç adım öne çıkması, savaşa ve yalanlara meydan okumasının tam da zamanı… Hep yazdık, yazmaya devam etmeli: Suriye’nin toprak bütünlüğünü ve siyasal birliğini savunan Türkiye bölgede “siyasi olarak yenildiğini” görmeli ve yeni maceralar aramak yerine Suriye’nin “meşru rejimi” ile anlaşarak, Suriye toprağı olan İdlib’den çekilmeli ve Suriye ile birlikte, AB’nin ve BM’nin de katılacağı “Göç, Terör ve Barış Konferansı” toplamalıdır!

AHA.Yıllık yayıncılık konferansı Zeynep Cemali Edebiyat Günü, kitaplara ve edebiyata emek verenleri Kadir Has Üniversitesi’nde dokuzuncu kez bir araya getirdi. Günışığı Kitaplığı’nın 2011’den beri düzenlediği konferans, yayıncılığın güncel başlıklarına ilişkin özgün içeriğiyle önemli isimlere ev sahipliği yaptı.

5 Ekim’de düzenlenen konferansa çok sayıda edebiyatçı, yayıncı, editör, çevirmen, tasarımcı, illüstratör, telif ajansı, kitapçı, dağıtımcı, kütüphaneci ve akademisyenin yanı sıra, basından, kamu ve sivil toplum kuruluşlarından yetkililer katıldı. Edebiyat günü, 6, 7, 8. sınıf öğrencileri için yurt çapında düzenlenen Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2019 Ödül Töreni’ne de ev sahipliği yaptı.

Konferansın kapanış konuşmasını yapan edebiyatçı Murathan Mungan, “Dostoyevski ya da Tolstoy mezardan kalkıp tekrar yazsalar basında aynı değere ulaşamayacaklar. Bunun için zaman gerekir, zaman bu işte en önemli belirleyicidir,” dedi. “Edebiyat bir damıtma sanatıdır, film bandı gibi hemen sonuna saramazsınız,” diyen Mungan, “Hızın kutsallaştırıldığı, her gün teknolojinin ne kadar geliştiğini ve yapay zekâyı konuştuğumuz bir dünyada, insanlığın gelişimini ve doğal zekâsını hiç konuşmuyoruz,” sözleriyle güne damgasını vurdu.

Günün açılış konuşmasını Leyla Ruhan Okyay, “İyi edebiyat ürünleri hem çocukları hem yetişkinleri yeni dünyalara yolculuğa çıkarır. Okumayı tutkuya dönüştürür. Farklı insanlar arasında köprüler kurar ve önyargılara karşı birleşmemizi sağlar,” dedi. Okyay konuşmasında, yazarlık serüveninin başlarında Nezihe Meriç, Onat Kutlar ve Semih Gümüş gibi edebiyatımızın usta isimleriyle yaşadığı anıları paylaştı.

KONDA Genel Müdürü Bekir Ağırdır, siyasi, ekonomik ve sosyokültürel koşulların yayıncılığa, kültür sanat ortamına yansımasını yorumladı. Toplumsal dinamiklerin, iletişim biçiminin sürekli bir değişim içinde olduğunu, bunun yayıncılığı, insanı ve kitabı değiştirdiğini aktaran deneyimli araştırmacı, yayıncılık sektörüne ilişkin öngörülerini şöyle açıkladı: “Yayıncılar yeni ilişki biçimleri, yeni iletişim yolları ve yöntemleri bularak, öncelikle okurlarına ulaşmayı hedeflemeli; sektörün, beklentilerine hızla ulaşması için öncelikli yol budur.”T

Türkiye Yayıncılar Birliği Başkanı Kenan Kocatürk, sektörün 2019 başlıklarını güncel verilerle değerlendirdiği konuşmasında yayıncıları bekleyen meseleleri sıraladı. Yayıncılığın artık hangi yöne gideceğini seçmek durumunda olduğunun altını çizen Kocatürk, sektörün yazarıyla, yayıncısıyla, dağıtımcısıyla, kitabeviyle ve okuruyla ilerlerse gelişim sağlanacağını söyledi.

“Edebiyat ve yazarlık bir sanattır.”

Usta çevirmen Seçkin Selvi, yazar, editör Murat Yalçın’ın sorularını 62 yıllık deneyimiyle cevapladı. Ülkemizin çeviri ortamına ve sorunlarına ilişkin önemli hatırlatmalarda bulundu. Selvi, “Çevirmen belirli tek meslek sahibi biri değildir; yazardır, eleştirmendir, ressamdır, heykeltıraştır, doktordur, kaportacıdır, âşıktır, haindir, katildir, çocuktur, yetişkindir, kadındır, erkektir,” ifadeleriyle çevirmenin, anadiline hakimiyet, üslup, toplumsal ve kültürel birikim gibi pek çok açıdan kendini donatması gerektiğini vurguladı.

Yazar Faruk Duman, deneyimli editör Sevengül Sönmez’in sorularını “Yazarın Boy Aynası” başlıklı söyleşide cevapladı. Değişen ve dönüşen iletişim çağında, yazarlığı çeşitli açılardan ele alan Duman, yayınevinin kendisinin bir eser olduğunu ve yayıncıların bunu unutmaması gerektiğini hatırlattı. “Edebiyat ve yazarlık bir sanattır. Sözünüzün güçlü ve inatçı olması gerekir,” ifadesini kullandı.

Günün önemli oturumlarından biri de, son yıllarda sayıları hızla azalan, Anadolu’nun bağımsız kitapçılarının konuştuğu paneldi. Kitap perakendesinin üç deneyimli ismi; Ankara Artı Müzik Ada Kitabevi’nden Bülent Ateş, Tarsus Antik Sahaf Kitabevi’nden İsmail Kün ve beş ilde mağazaları bulunan Kika Kitap Kafe’den Zeki Şevli, Günışığı Kitaplığı’ndan Banu Ünal’ın sorularını yanıtladı. Panel, bağımsız kitapçıların toplumdaki okur müfettişi olma rolleri, raflardaki kitap çeşitliliği, kitap fuarları ve online kitap mağazaları karşısındaki duruşları, korsan kitapla mücadeleleri, yayınevleri ve tedarikçi firmalarla işleyişleri gibi önemli noktalara odaklanan ortak bir söylemle sonlandı.

Genç öykücüler ayakta alkışlandı!

Zeynep Cemali Öykü Yarışması 2019 Ödül Töreni’nde konuşan Proje Başkanı, Günışığı Kitaplığı editörü Müren Beykan, gençlerin yazdığı 550’ye yakın öyküde yılın teması “yalan”ın nasıl işlendiğini, öykülerin sosyal ve kültürel yaşamımızdaki izdüşümlerini paylaştı. “Yarışmaya katılan öğrencilerin büyük çoğunluğunun giderek Türkçe’yi daha üstün kullandığını, öykülerini kitap okuduklarını ele veren sözcükler ve deyişlerle zenginleştirdiklerini görüyoruz,” diyen Beykan, okumanın yazma sürecine olan katkısından söz etti.

Gün boyunca yoğun bir katılımla gerçekleşen konferansın tüm içeriği, Aralık’ta e-dergi Keçi‘nin KIŞ 2019 sayısında yayınlanacak. Keçi e-dergi, keciedebiyat.com adresinden ücretsiz okunabiliyor. Yıllık yayıncılık konferansının onuncusu 2020 sonbaharında gerçekleşecek.

Paylaşın:
REKLAM ALANI
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

× Whatsapp İhbar Hattı